SİZ YİNE DE HAYIRLISI DEYİN…

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Küçüklüğümde duymuş olduğum bir hikayeye okumuş olduğum kitapta rastlayınca ve de çok beğendiğim bir hikaye de olunca sizlerle paylaşmak istedim. Sadece benim duyduğum şekilde hikayede yaşlı adam her olayın sonunda hayırlısı, hayırlısı buymuş, hayırlısı olsun diyordu. Burada ise erken karar verdiniz vs gibi söylemler mevcut.
Her iki şekilde de hikayenin teması aslında aynı. Keyifli ve güzel dersler alınacak ve sonunda güzel öğütler bulunan bir hikaye şiddetle okumanızı ve çevrenizle de paylaşmanızı öneririm.
Buyurun sizleri hikaye ile baş baş başa bırakıyorum:

Lao-Tzu

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Bu adam çok fakirmiş. Ama kral bile onu çok kıskanırmış. Çünkü dillere destan bir beyaz atı varmış adamın. Kral bu at için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. ” O at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı? ” dermiş hep.
Bir sabah kalkmışlar ki at yok. Köylüler ihtiyarın başına toplanmış:
“Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları çalacakları belliydi. krala satsaydın ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne atın! ” demişler.
İhtiyar, ” Karar vermek için acele etmeyin” demiş.
“Sadece at kayıp deyin. Çünkü gerçek bu… Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar… Atımın kaybolması bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”
Köylüler ihtiyar adama kahkalarla gülmüşler onunla alay etmişler. Aradan on beş gün geçmeden at bir gece ansızın dönmüş… Meğer çalınmamış dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de vadideki 12 vahşi atıp peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler.
“Babalık” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var.”
“Karar vermek için yine acele ediyorsunuz.” demiş ihtiyar.
“Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu… Ondan ötesinin ne getireceğiniz henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç… Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?”
Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmişler ama içlerinden, “Bu herif sahiden gerzek!” diye geçirmişler. Bir haftada geçmeden vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evini geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalmak zorundaymış.
Köylüler yine gelmişler ihtiyara, “Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın.” demişler.
İhtiyar, “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz.” diye cevap vermiş.
“O kadar acele etmeyin oğlum bacağını kırdı gerçek bu… Ötesi sizin verdiğiniz bir karar… Ama acaba ne kadar doğru… Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.”
Bir kaç hafta sonra düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümit ile eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençler askere almışlar. Köyün matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş. Giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler,. yine ihtiyara gelmişler…
“Gene haklı olduğun kanıtlandı.” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması talihsizlik değil şansmış meğer…”
“Siz erken karar vermeye devam edin.” demiş ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda sizinkiler askerde… Ama bunların hangisinin talih hangisinin şansızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatle tamamlarmış. “Acele karar vermeyin, hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi akıl düşünmeyi dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karar vermeye zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapısı kapanırken başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek hedefin hemen oracıkta olduğunu görüverirsiniz..!”

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.